“Dünya sanki kararıyor. Ama ben,
şarkımda, en başta olduğu gibi beni ayakta tutan şarkımda, şimdinin
karmaşasından ve gelecekten korunuyorum. Bitti artık eskisi gibi yüzyılların
içinde bir ileri bir geri atıp tutmalar. Artık sadece bir günden diğerine
düşünebiliyorum. Kahramanlarım artık
savaşçılar ve krallar değil. Barışın unsurları. Birbirine denk unsurlar. Kuru
soğan da bataklıktaki ağaç gövdesi kadar iyidir. Ama kimse barış hakkında epik
bir şarkı söylemeyi başaramadı. Bu barışta ne vardır ki pek uzun sürmez, ondan
pek bahsedilmez. Şimdi bırakmalı mıyım? Bırakırsam insanlık hikâye anlatıcısını
kaybeder. Ve insanlık bir kez hikâye anlatıcısını kaybederse, çocukluğunu da
kaybetmiş olur”. (Homer - Der Himmel über Berlin)
Çoğunlukla sıradanlık. Bazen -lojik saçmalamalar, bazen cakacılık. Bir grup hilkatsizin anlamsız birlikteliği. Büyük ölçüde müşterek bir ilişki ama iç sesler de var. Bir de apartman var. Kediler, köpekler, böcekler ve periler var. Kolektif bir halet-i ruhiye...
15 Ağustos 2015 Cumartesi
27 Mayıs 2015 Çarşamba
o da olur
Bir adam, sordu:
- Ey Allahım Resülü! Cennet ehli cinsı münasebette bulunurlar mı?
Cevaben buyurdular:
"Onlardan her kişiye, günde sizin yetmiş kişinizden daha üstün bir kuvvet verilir."
"Nasıl anlasınlar seni beni acıkmadan yiyenler, ayaküstü terlemeden sevişenler" Teoman
28 Nisan 2015 Salı
Daha Sonra da Zihniyeti ve Sosyologlar
“Dünyada ve Türkiye’de
Sosyologların Bireysel Hayatları, Küreselleşme, Kapitalizm ve Sınıf” isimli
Yüksek Lisans tezim için yaklaşık 12 senedir sosyoloji eğitimi görmekteyim. Bu
sebeple seçtiğim örneklem olan sosyologlar apartmanında da katılımcı gözlemle
saha çalışmamı 3 yıldır yürütmekteyim.
Bilindiği gibi sosyologlar 19. yy’ın
başında Avrupa’da sanayi devriminin de ittirmesiyle daha önceki yüzyıllarda
akıllarına bile gelmeyecek kürsülerin sahipleri oldular. Ancak Türkiye’de
vaziyet dünyadaki seyrinden biraz farklı. Türkiye’de sosyologlar “kaç yıllık”, “bitince
ne yapacaksın”, “e o zaman benden de iyi sosyolog olur ha, keh keh keh”
naralarından saklanmak için girdikleri kalın kitapların aralarında, öteki hayatlar
yaşıyorlar. Sosyologların içinde bulundukları bu durum, sosyologlara ve onlarla
yakın temas içerisinde bulunan ve kendilerini dilbilimci olarak tanımlayan bazı
kişilere de etki etmiş durumdadır.
Toplumsal yaşamda dönen
dalaverelerin kaynaklarını fark etme ve bunlara müdahale etme bilgisi
bahşedilmiş sosyologlar her ne kadar gece hayatında değme yüksek mühendisleri
evlerine yalnız yollayacak yeteneklere sahip olmakla birlikte ev
yaşantılarında, antropoloji literatüründe “daha sonra da zihniyeti” denilen ve
öteki dünya düşüncesi bulunmayan ilksel dinlere inanan kabilelerde görülen bazı
kültürel davranışlar sergilemektedirler. Ancak sosyologlarda bu zihniyetin
farklılaşmış tezahürleri de bulunmaktadır. Bu farklılaşmanın en önemli
etkileyeninin ise Kentleşme olduğu söylenebilir.
Özellikle taşrada sosyalleşmesini
tamamlayıp, kentlere “biz taşrada böyle sosyalleştiysek kentte kim bilir ne
yaparız”(1. Sosyolog) zihniyeti beraberinde kent yaşamının ortasında kendisini
bulan ve görece ülkücülerden uzak yerleşim birimlerine taşınan sosyologlarda
ciddi emareleri bulunan “daha sonra da zihniyeti”, taşıyıcılarının “lan uğraşma
böyle abidik gubidik şeylerle”(2. Sosyolog) zihniyeti ile birleşip, “abi
ileride profesör olunca bitecek mi bu çile” (1. Dilbilimci) düşüncesiyle
harmanlanarak kendine üreyecek en iyi ortamı yaratmıştır...
19 Nisan 2015 Pazar
bir kadını çok sevdim o da beni sevmedi
Sevgili kybele,
baktım ve gördüm, hayat gerçekten acımıyor çocuklara.
sen istersen nergis kokla istersen hayat,
yorgunluk bitiyordu nefeste.
görüyordum kendimi bir piç gibi .
baktım ve gördüm, hayat gerçekten acımıyor çocuklara.
sen istersen nergis kokla istersen hayat,
yorgunluk bitiyordu nefeste.
görüyordum kendimi bir piç gibi .
22 Mart 2015 Pazar
Ezilenler
Geçen yıl yirmi iki mart akşamı başıma çok garip bir şey geldi. O gün akşama kadar dolaşarak, ev aradım. Oturduğum yer pek rutubetli olduğu için, kötü kötü öksürmeye başlamıştım. Daha sonbaharda çıkacaktım oradan ama ha bugün ha yarın derken, baharı ettim. Bütün bir gün dolaştığım halde işe yarar bir tek yer bulamadım. İlkin; ayrı, başka kiracılarla birada olmayan bir daire istiyordum. Daha sonra; bir odanın da yetişeceğini düşündüm ama yüzde yüz büyük ve tabii mümkün olduğu kadar ucuz olmalıydı. Dikkat ettim: İnsan dar bir evde serbest düşünemiyor bil. Oysa ben öteden beri yazacağım hikayeleri tasarlarken odamda dolaşmayı severdim. Aklıma gelmişken söyleyeyim: Ederlerimi tasarlayıp, bunları nasıl kaleme alacağıma dair hayaller kurmaktan daha çok hoşlanıyorum; ama tembellikten değildi bu. Nedendi acaba?
Dostoyevski
Ezilenler
Varlık Yayınları, Sayı: 1787
Mayıs, 1974
Çev: Nihal Yalaza Taluy
10 Aralık 2014 Çarşamba
Kitabe-i Sengi Zarar
“Uzman görüşüme göre anomik
intihar” yazıyordu okulunun 5. Katından aşağı atladıktan sonra cebinde bulunan kâğıtta.
Ne garip Orhan Veli’yi de çok severdi. Daha da ilginci intihar edenlere sadece
sosyolojik anlamlar verebilirdi, o anlamları da birkaç saniyede verir geçerdi. Yaşarken
‘ne zaman bir şeyden uzaklaşsam bana yaklaşmalarından nefret ederdim’ diye
düşünürdü uzaklaşırken. İntiharı bir çeşit karakter değişmesi diye düşündü,
fazla zaman da ayırmadı bu düşünceye ki bazı düşünceler çok düşünülmeye
gelmezdi. Yüzdeki sası bir sırıtma gibi kısa ve sadece kendine anlamlı bir
haldi yaşadıkları. Daha önceden de intihar etmişti, ama bir şekilde not
bırakmamıştı peşinde, bu not ilkti. Hem ilkti hem de ona öğretilenlerin
neredeyse hepsi yazıyordu kâğıtta. Kağıt da denemezdi cebindeki üzeri yazılı nesneye, hafif olsun ve aramakla
zaman kaybedilmesin diye seçilmiş, üzerine yazı yazılabilecek en hafif, kaleme en
yakın yazılası nesneydi sadece. Bu kadar değersiz olmasına karşılık tıpkı
birisinin cebinde arasına düştükleri gibi önemli, değer verilir bir hale geldi.
Tesadüf böyle bir şeydi. Burada yazılanları birisinin okuması kadar nadirdi
tesadüfilerin. Nasıl derler bilirdi, hakimdi yaşamaya.
27 Kasım 2014 Perşembe
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı
Ama
yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, asıl aradığı,
kalabalık içinde bulunduğu, kalabalıktan uzak olmadığı bir sırada, bu
kalabalıktan ayrılabilmek, yalnız kalabilmek, başkalarının yanından çekilmek,
istediği için tek başına durabilmek... Farkında bunun. Yalnızlık zorunlu bir
durum olmadığı zaman daha çok hoşlanıyor. Ama bir şey daha var bu duyguların
içinde. Bir şey daha. Anlatılması güç... Sanki başkalarının varlığı, uzaktan da
olsa kendini sezdirmedikçe, Andronikos, bir türlü rahat edemiyor. Kendilerinden
uzaklaşmak için de olsa başkalarının varlığı kendisine gerekli. Öyle bir
şeyler, öyle bir şeyler dönüyor kafasında... Hep başkalarının varlığı gerek bu
yalnızlığına. Şimdi ise, gerçekten yalnız, şehirden uzak, gerçekten tek başına
kaldığı şu anda, şehirdeki yaşayışı, şehir yaşayışının küçük alışkanlıklarını
arıyor; aradığının farkında; aramaktan korkuyor. Çekidüzen vermek istiyor
kendine. Barınağı düşünüyor. Suyu, yiyeceği düşünüyor.
Bilge Karasu- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




