25 Nisan 2014 Cuma



Remzi diye bir arkadaşım var. Kendisinin başından çok enteresan olaylar geçiyor son zamanlarda. O’nun hayali bir kişilik olmasıyla ya da bu olayları sadece benim ve Remzinin fark etmesiyle ilişkili bir enteresanlığı yok yaşananların. Az gelişmiş ülke atmosferi derseniz bir nebze kabul edebilirim. Onun dışında açıklama yapacaksanız lütfen devamını okumayın. Başımızdan geçen bir olayı anlatırken nedenlerini analiz edecek kadar da özgürlüğümüz yok mu?
                                                     
                                                             TUTANAKTIR
Remzi bir Cuma günü Ankara’da geç saatte bir arkadaşına gitmiş. Alkol falan da almamış o gün. -Zira saat 24’den sonra yeni bir gün başlıyor. Dünden kalma en fazla.- Aşk mı para mı bir derdi var yoksa o saatte kendi evine gitmek varken ne işi var başkasının evinde. Aksi gibi de evde kimse yok. Evde kalan arkadaşlarını aramış açmamışlar telefonu. Oraya gelmesi muhtemel başka arkadaşlarını aramış, kimi telefonu açmış işim var demiş, kimi de aklın şimdi mi başına geldi demiş. (Herkes kadar sıkıntılı ilişkileri de var Remzi’nin. ) Birkaç dakika evi gezmiş, acaba birileri var da gitmemi mi istiyorlar diye, sonra da belki bana bir ihtiyacı olan vardır, Muzaffer yan odada felç geçirdi belki (kendisi adı gibi Muzaffer bir kişiliğe de sahiptir ama kimin ne zaman yardıma ihtiyacı olacağı bilinmez) yardıma ihtiyacı vardır falan diye düşüncelere dalmış, kafasında meşrulaştırmış onun bunun odasına girme eylemini. O oda senin bu oda benim derken dış kapıyı açmış çıkmış evden.
Bir müddet sokakta dolaştıktan sonra telefonu çalmış bizimkinin, Muzaffer yazıyor ekranda, ne hali varsa görsün hıyar diye düşünmüş ismi görür görmez. Yardım edeceğim zaman ortalıkta bulunmaz şimdi beni arıyor diye de kızmış üstüne. Telefonu meşgule atmış ki o sıra Muzaffere kızmakla meşgul olduğu da herkes tarafından kabul edilebilecek bir gerçek. Sonra o sinirle eve geldi, yarım saat bana yaşadıklarını anlattı, o anlatırken ben de not tuttum. 


Akrabalara selamlar, umarım havalar iyidir. Yazarın ellerinden, oynayanların gözlerinden öperim. 

9 Mart 2014 Pazar

Kim'in Oyunu

Bir sabah, büyük bir oyun bahçesinde uyandım
Yağmur yağıyor komutanım dedim
Makyajınız akıcak.
-yüzyılların yüceltilmiş renksizliği,
Ama orada inadına açıyor disipline olmuş çiçek.
Burada günün sarışın vakti düşülüyor tutanaklara,
Orada bir çiçek diyorlar, inadına...
Oysa göğsümde eskidikçe değer kaybeden aşk çoçukları
Nehrin güzelliğinden olsa gerek
Biriktiriliyor kıyısına kibir
Yatağımın altında ki tanrı
Saklanacakmış daha, korkma yağmur diyorum.
Makyajımız diyor.

-Toprak doyana kadar kana
Omzumdan ağlamaklı insanlar geçecek.-


18 Aralık 2013 Çarşamba

BU BLOG GEÇİCİ OLARAK SERVİS DIŞIDIR

Arkadaşlar, televizyonda yayınlanan maçı izlemeye gittiler. Viskin ve ya mısırın varsa, onlara katılabilirsin.

5 Aralık 2013 Perşembe

Kırmızı


"Kırmızı. Sana, sadece sana kırmızı demeliyim. Ben başaramıyorum kırmızı. Hatırlamak dışında bir mucizem yok. Bir şeye inandım. Bir şeye ve sadece bir kere ağlayarak dans ettim. Oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım.
Demir kapı, demir olan sözcük. Köşesinde akasyaların buğulu kokular yaydığı; parasızlığı, aşkı ve cinnetimi gördüğüm ev.  Bir diğerini öldürmeden alınamayan zafer tadı. Ve bana anlatılan tüm tarihlerin kahramanlığına sığmayacak kadar kimsesiz kalan çocukluğum. Az öğrenmeliydim, az soru sormalı, hiç yanıt beklememeliydim. Ama, bir sabah bunları yaptım. Kazanılmış nefretlerin övüncü sindi aynalara. Ve bir de utanç...
Sana, baharı alıkoyuyorum. Sonra kışı. Sonra ölümü alıkoyuyorum. Kendini arabaların önüne atan dilencinin elleriyle; güzelliğinden bana kalanı alıkoyuyorum. Sonra erdemi... En başa dönüyorum.
Bir nefes daha... Geleceği gördüm. Kayıp duruyordu avucumdan. Belirsizliği, iğrençliğini örtmüyordu. Kırmızı bir senfoni yazmak istedim, yalnız ışıkta duyulan. Çünkü beni, sadece babamın aldığı papuçlar sevindirdi, bayram kıyafetleri, annemin saçlarımı açması sevindirdi.
Demir kapı. Yığılıp kalan ölümün ayağımda bıraktığı ve beni durduran kırmızı... Bir türlü tamamlanmayan hikayesiyle, orospu kırmızı..."
 
Umay Gedikoğlu

28 Kasım 2013 Perşembe

Çürümek de Varolmaktır

"Ama güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar..."

M. Kundera

3 Kasım 2013 Pazar

3 Kasım Pazar 2013



Bir kadın geçiyor odadan
İçimdeki sevgiyi veriyorum,
Verdikçe çoğalmemeli diyorum
Yatağın altında saklanan bir tanrı olmalı
Bir kadın yeniden geçtiği zaman
Yatağın altına bakmasını isteyeceğim.
Kalp atışlarım, kadınlara adımlarım yavaşlamalı
Belki bu pazartesi –malı demekten vazgeçeceğim.
Bu seferde –ecek'ler olacak
Tanrım saklandığın yerden gelip
Acılara bir son vermelisin.
Veyahut bir kadın saklandığı yerden çıkmalı
Beni içine koymalı
Bir sonraki yüzyıla kadar saklamalı.

Belki bu pazartesi –malı demekten vazgeçeceğim.

10 Ekim 2013 Perşembe

Balık Ağzı


Bu bir kılıç balığının öyküsü 
Yazılmasa da olurdu 
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu 
Uskumrunun arkasından gidiyorduk 
Sürünün içinde ben de vardım
Sırtımda bir zıpkın yarası 
Bahtiyar olmasına bahtiyardım 
Nedense gitmiyordu kulağımdan 
Bir türlü o "Ağ var" sesleri
 
Denizkızı girmiş düşünceme 
Ben iflah olmam 
Dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı 
Dolanınca ağa çok geçmeden küserim 
Bir çocuk bile çeker sandala beni 
Bu kadar ağır olmasam
 
Beni böyle koşturan yaşama sevinci 
Kanal boyunca bir o yana bir bu yana
Siz  yok musunuz  siz derya kuzuları 
Kestim kılıcımla karanlığını dibin
Yakamoz içinde bıraktım suları 
Ah aysız gecelerde olur ne olursa


Atın beni mor kuşaklı bir takaya götürün 
İri gözlerimde keder 
Kılıcımda hüzün 
Satın beni  satın beni 
Rakı için

Halim Şefik Otopsi 26-27