29 Kasım 2012 Perşembe

BEN


Bazen birileri birbirlerini,
bazen kimileri kendilerini,
kimi zaman bazısı bazısını,
kimileyin kimisi kimilerini,
bazı bazı bazıları bazısını,
genellikle kimisi bazısını,
nadiren bazıları kimilerini,
sıkça kimileri bazısını,
her zaman bazıları kimisini,
bir öyle bir böyle,
bazen az bazen çok,
çokça hiç,
hiçbir zaman çok olmadan…
Sonra dön başa
bir ileri bir geri,
işveleri civcivli,
şivesi çok derdi yok,
kokusu yok rengi çok,
artısı var eksisi yok,
istemeden mükemmelen
ahengi coşkusunda,
kokusu dokusunda,
derdi renginde,
devası sesinde,
neşesi kisvesinde;
bir o yana bir bu yana  
kavrulur kelimeler,
savrulur da döner,
kapılar kapanır,
yollar açılır,
içre geçmiş öyküler
Kimi zaman birileri birbirlerini...


21 Ekim 2012 Pazar

Arz-ı Arsızlık (Kısa Versiyon)

                                                         
                                            http://fizy.com/#s/1t28gj (Mutlu İhanetler - Samir Joubran)

I

Bir adam var, iki kadın. Uzatmaksızın, bildiğiniz acıklı üç kişilik aşk hikayelerini düşünün. Biri meşru, diğeri gayrımeşru ilişki. Henüz evlilik de yok ama. Adamın hangisini daha çok sevdiğini bilmiyoruz, ama hikayenin en az otuz yıl önce yaşandığını, birisini tercih edip evlendiğini, taşralı bir oğlunun olduğunu biliyoruz. Öteki kadını da biliyoruz biraz; ama gittiği yerde içindekini ne kadar sakladığını bilmiyoruz; bilsek de söylemeyiz zaten; ayıp.                                                              

II

Otuz yıl önceki aşkın iki çocuğu oluyor. Öyle aitler ki o aşka, onlar da aşık oluyorlar, birbirlerini gördüklerinde - daha onyediyken. Sonra pek bir şey olmuyor ama. Mesafeler var; şehirler, ülkeler var. Birbirlerini bulup yaşıyorlar kendilerince ara sıra. Bildik buluşmalar, yakınlaşmalar, uzaklaşmalar var. Kim bilir, arada kaç aşk uğruyor ikisine de. Neyse, uzatmayalım. Olmuyor.

III

Son haftalarda gönlün hakikatte bir olduğuna inandım; en kısa zamanda malum ülkeye gitmek, otuz yıl önce babamın kaldığı yerden devam etmek üzere para biriktirmeye başladım. Aşk vardı, para vardı, iş vardı ve o arada bir şeyler oldu -neydi acaba? Kaçırdım sanırım ne olduğunu; ve sonra, tam da aşk varmış gibi inandıktan sonra en iyi arkadaşımın “kadınlarıyla” yattım. Utanmadım, utanmam. Arz ederim, ahlâksızım.

IV

Aşk olmayabilir; doggy var.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Kadınlar doğar, büyür ve ölürler.

"Lydia Vance'i ilk kez nerede gördüğümden emin değilim. 6 yıl kadar önceydi, postanedeki memuriyetimden istifa etmiş, yazar olmaya çalışıyordum"... [Sonrasını biliyorsunuz].

26 Eylül 2012 Çarşamba

Örgütlenmiş Abazalık Versus Post-Modernite




1- Apartman görevlisi Zeki’nin her sabah penceremin önüne dayanıp motosikletini temizlemek bahanesiyle perdenin altından yatağımı dikizlemesinden sıkıldım. Önceleri libidinal bir itkiyle bunu yaptığını düşünüyordum ama artık polise bilgi vermek için bizi takip ettiğinden şüpheleniyorum. Neyse ki Gregor Samsa yüreğime su serpti: “Boşver birader, onun konuştuklarından zaten bir şey anlaşılmıyor. Konuşsa da kimse bir şey anlamaz”.

2- Doğrusorularısoramayanadam’a mesaj atarak sorduğum soruya aldığım yanıt beni erekte edebiliyorsa bir toplanıp konuşsak fena olmaz biraderlerim!

3-  Benden duymuş olmayın: 2. katın madde bağımlıları ile zemin katın sex bağımlıları, “bari 1. katta da bir kumarhane açalım” diye konuşuyorlardı.

4-  Küçük Mumya’nın üniversitedeki ilk gününün akşamı bana “bence sizin polislerle ilgili politikalarınız yanlış” diyerek çıkışması asabımı bozdu: “Orta Bahçe’ye adım atar atmaz başımıza teorisyen kesildi pezevenk”. Yılanın başını küçükken ezelim arkadaşlar. Küçük Mumya anarşist olmasın!

5- Ertu’nun yeni hastalığına teşhis konuldu: Dissosyatif kimlik bozukluğu. Herkes Cahit’ten veryansın ederken artık bir de nur topu gibi Faruk’umuz var. Üstelik bıyıklı. İlk vukuatının mağduru bendim. Hepimize kolay gelsin derim.

6-    Martin Eden’e yapılan “abazanca” baskıyı kınıyorum! Herkes kendi tarihini irdelesin biraderlerim.

7-  Sanırım bu apartman sakinlerinin en önemli özelliği; birbirlerini her konuda -ama “her konuda”- kollamaları. Organize “işler”…

31 Temmuz 2012 Salı

uyan ey apartman sakini, saki mi?
kim doldurdu kadehleri dökülesi,
karışma şimdi içsesten gelecek vicdan sakini, saki mi?
uyan ey saki, uyan bir böcek geziniyor buralarda, aralarda.
uyutmaz isek saki-n-leri, rüya hep rüya olarak vicdanlaşacak,
gece olmayacak gündüz olacak
sevişirken kadınlar s-a-k-inleşmeyecekleri
bir gündüz vaktine uyuyacaklar.
uyurken öpmeyecek kimse erkekleri,
erkek deme feministler kızacak,
sus ey vicdan sakini, saki mi?
öyle mi?
uyaksız ve kuyusuz bir kalptir: insan.
büyük harfle başlamak gerekmiyor artık ve tanımından sonra
geliyor iki nokta.
saki'ye okka.
sakın anlaşılmasın ki dışsesten gelenler,
sakin sakin yudumlansın,
ne erkek ne kadın
demlendikçe bilsin.
'ne' anlamı verdi.
geliyor bir okka dışsesten,
gelemez dedi içses, biliyor ki cumhuriyet!
kaldırırıldı belki ölçüses
ancak bitmedi, vicdanlaşacak bir şeyler kaldı elbet.
haydi o zaman, ünleyivergari saki!
doldurdukça boşalacak.
boşaldıkça dolduracak bir saki
bulunacak mı?
içsesin dışsese kondurduğu öpücükten isyan!

1 Haziran 2012 Cuma

In The Year 2525





in the year 2525
If man is still alive
If woman can survive
They may find
In the year 3535
Ain't gonna need to tell the truth, tell no lies
Everything you think, do, and say
Is in the pill you took today

In the year 4545
Ain't gonna need your teeth, won't need your eyes
You won't find a thing to chew
Nobody's gonna look at you

In the year 5555
Your arms are hanging limp at your sides
Your legs got nothing to do
Some machine is doing that for you

In the year 6565
Ain't gonna need no husband, won't need no wife
You'll pick your son, pick your daughter too
From the bottom of a long glass tube' Whoooa

In the year 7510
If God's a-comin' he ought to make it by then
Maybe he'll look around himself and say
Guess it's time for the Judgement day

In the year 8510
God is gonna shake his mighty head then
He'll either say I'm pleased where man has been
Or tear it down and start again

In the year 9595
I'm kinda wondering if man is gonna be alive
He's taken everything this old earth can give
And he ain't put back nothing

Now it's been 10,000 years
Man has cried a billion tears
For what he never knew
Now man's reign is through
But through eternal night
The twinkling of starlight
So very far away
Maybe it's only yesterday

In the year 2525
If man is still alive
If woman can survive
They may thrive
In the year 3535
Ain't gonna need to tell the truth, tell no lies
Everything you think, do or say
Is in the pill you took today



15 Mayıs 2012 Salı

Söz-Adam


Oku yare
Git derdim oku yare
Sinemde yer kalmadı
Meğer oku yare

I
Yazdım olmadı, dedim, hiçbir şey değişmedi.
Söyle o zaman, dedi şey-tanımsı.  De ki sen osun; sen  aradığım ve hep arayacağımsın. De ki sen bir aşk evvel, bir yara sonrasın.
Peki, dedim başımı eğip; söz benim, dert onun olsun.

II
CAHİT: Manyak mısın oğlum, neden koşuyorsun her gün? İçkin yok, sigaran yok, kilo sorunun yok, sağlığın yerinde.
TAŞRALI: Kızın hayaletinden kaçıyorum be abi.

CAHİT: Her gün on tur mu kaçıyorsun?

TAŞRALI: Yok, yorgun olduğum günler altı tur.

CAHİT: Senin kafa gidik, ben sana diyim.

TAŞRALI: Türkçe dersinde -ık, -ik diye bir ek öğretilmiyor, di mi? Benim kuzenler de çok kullanır böyle. Yapık, edik.  Demek sizin yörede de var bu kullanım.

CAHİT: Gene başladın dilbilgisel faşizme. Kafan harbiden gidik.

TAŞRALI: Yahu ne faşizmi? Aksine, yazılı dilde olmayan ama konuşulan ve bilinen bir ekten bahsettiğim için pozitif ayrımcılık yapıyorum.

CAHİT: La tamam. Ben içmeye gidiyorum. Gelecen mi?

TAŞRALI: Nereye?

CAHİT: Nefes’e.

TAŞRALI: Yok,  ben almiym. Ama dağıtırsan haber ver, toplamaya gelirim.
CAHİT: Okey. Eyvallah.

TAŞRALI: Eyvallah.



III
“Saat yönünün tersine koşulur parkurda. Spor salonu, stadyum, park fark etmez; saat yönünün tersi affetmez. Yürümeye, koşmaya gelmişsiniz, eyvallah da abilerim, ablalarım, hiç mi TRT 2’de olimpiyatları, dünya şampiyonalarını falan izlemediniz?  Yahu ona da gerek yok; şuradaki sporcu tipleri takip etseniz yeter. Çok mu hoşunuza gidiyor karşılıklı koşup ikide bir kulvar değiştirmek? Gerçi parkur ortadan ikiye ayrılsa benim sinirlenmeme gerek kalmaz, isteyen istediği yöne koşardı. Aslında iyi fikir, not alayım bunu… Lan ben ne yöne koşuyorum peki? Kızın hayaletinden kaçıyorum güya. Hayalimde o var ama. Birazdan önüme çıksa, beni durdursa… Artistlik yaparım, durmam... Nah durmam. Dinlerim. Boşluk bulursam öperim… Nereye öpüyon amına koyim? Karı seni siklemiyor, Cahit dahil bütün arkadaşların söyledi bunu sana  onlarca kez; sen hala öpüş, sikiş sokuş diyon. Siktir git Taşralı, siktir git… Abla sen de siktir git. Olmuşun doksan beş kilo, löp löp yürümeye çalışıyon. Yürüyerek kilo mu verilir amına koyim? Koşacaksınız. İnsan gibi koşacaksınız. Ne insanı? Köpek gibi koşacaksınız. Doksan beş kilodan doksana düşsen ne yazar? Kocan fark eder mi sanıyorsun erittiğin yağları? Onun hayalindeki kadınlara yetişebilir misin sen teyze?.. Gerçi kocan da yetişemez ya... Neyse…  Altı tur bitti. Yediyi de atiym de Cahit’in yanına gidiym.”

IV
Deneyime deneyimle karşılık vermek hayatın bir zorunluluğu. Sorgulanmamış bir yaşam yaşam olabilir pekala; fakat deneyimi eksik bir yaşam, yaşanmaya değmez  gerçekten.
Bunu böylece bilenler daha özgür bir yere ulaşmak için dur durak dinlemeden  deneyimlediler, büyüdüler, çoğaldılar. Ne ki azaldılar da bazen; bitmeyen bir ezgi, kokmayan bir güzel koku, öldüren cansuları yüzünden. Kendilerinden özge sevdikleri yoktu aslında  -kendileri çoğul değil ama. Kendini sevmenin başı, ortası ve sonu hep yalnızlık olduğundan herhalde, birbirlerini de sevdiler . Nihayet, sevmeyi deneyimlediler.


V
Konuşmaya gittim deneyim aşkına, aşkın deneyimine. Söyledim sonunda. Ama cümlelerin önünde arkasında zonklayıp duran sessizlikler çürüdü, Hasan Ali ustam, ben de çürüdüm, içimde bir kurt; hatta nerede susulduysa orası çürüdü; bazı sesler yankılandı, o yankılar da çürüdü. Çürüye çürüye öyle çirkinleştim, öyle karardım da o an, karşıdan vuran nur kurtaramadı yüzümü. Neyse ki ben o baygın sevgilerin adamı değildim ve yüzümü hırpaladı bu çürüme, bu nur; dağlı bir anlatım kaldı.