15 Aralık 2012 Cumartesi

Have you seen my cross?



Bu okunaklı çehreyle nereye gitsem insanlar beni önceden tanıyormuş gibi davranacak:

“Hi Jesus. Where is your fucking father?”

Sıkıldım.

4 Aralık 2012 Salı

Amel Defterimin Genişletilmiş İkinci Baskısı


“Yalan söyleme artık” dedi itinalı bir kibirle. Çok gergindi, tedirgindi. “Tabi ki” dedim, “bir daha asla yalan söylemem”. Sonrasında söylediklerimin doğru olup olmadığını hatırlamıyorum. Potansiyel olarak üçkağıtçı, yalancı, sadakatsiz ve utanmaz olduğum hükmünde kanaat ettiği için neyin doğru olduğunun artık önemi kalmamıştı zaten. Sustum. Aslında çok basitti. Tüm hayatım hikayelerle ilgili. “İnsanı öldürmeyen şey, tuhaflaştırır”.

Şimdilik Berlin. Havanın soğukluğu ile insanların soğukluğu arasında nedense sadece bira ılık kalmakta ısrarcı. Üstelik oldukça da sıcakkanlı. İnekleme seansları, sıklıkla kütüphane, hayatımda hiç olmadığı kadar metro, squadlarda aktivistlerin bir türlü anlayamadığım politika=cigara muhabbetleri, salaş ve bazen “leş” barlarda “Denglish aksanıyla” sohbetler. “Jesus forgive us!”

Bir de memleketten havadisler var, fazlasıyla can sıkıcı. Fotoğrafımın üzerinde kartlar karılmış. Ablalar “kız” kardeşlerini benim gibi serserilerden “korumak” için aslında ne menem bir herif olduğumdan bahsetmiş, kadehler tokuşmuş, hikayeler yazılmış.
-         Kötü’yü nasıl bilirdiniz?
-         Kötü!
Abartılı bir iftiranın estetikleşmesi bazen onu dahiyane bir içeriğe kavuşturur ya, öyle birşey. Birilerinin “ölümü” ile benim “kalımım” birbirine ilişmiş böylece, biri ötekinin nedeni olmuş. Ne güzel bir oratoryo: Örgütlenmiş Kezbanlık Mavi Sakal’a Karşı.

Artık birisi “unga munga” diyerek diğerlerine beni gösterdiğinde hangi kabilenin yamyamı olursa olsun işaret parmağını kırasım geliyor.

29 Kasım 2012 Perşembe

BEN


Bazen birileri birbirlerini,
bazen kimileri kendilerini,
kimi zaman bazısı bazısını,
kimileyin kimisi kimilerini,
bazı bazı bazıları bazısını,
genellikle kimisi bazısını,
nadiren bazıları kimilerini,
sıkça kimileri bazısını,
her zaman bazıları kimisini,
bir öyle bir böyle,
bazen az bazen çok,
çokça hiç,
hiçbir zaman çok olmadan…
Sonra dön başa
bir ileri bir geri,
işveleri civcivli,
şivesi çok derdi yok,
kokusu yok rengi çok,
artısı var eksisi yok,
istemeden mükemmelen
ahengi coşkusunda,
kokusu dokusunda,
derdi renginde,
devası sesinde,
neşesi kisvesinde;
bir o yana bir bu yana  
kavrulur kelimeler,
savrulur da döner,
kapılar kapanır,
yollar açılır,
içre geçmiş öyküler
Kimi zaman birileri birbirlerini...


21 Ekim 2012 Pazar

Arz-ı Arsızlık (Kısa Versiyon)

                                                         
                                            http://fizy.com/#s/1t28gj (Mutlu İhanetler - Samir Joubran)

I

Bir adam var, iki kadın. Uzatmaksızın, bildiğiniz acıklı üç kişilik aşk hikayelerini düşünün. Biri meşru, diğeri gayrımeşru ilişki. Henüz evlilik de yok ama. Adamın hangisini daha çok sevdiğini bilmiyoruz, ama hikayenin en az otuz yıl önce yaşandığını, birisini tercih edip evlendiğini, taşralı bir oğlunun olduğunu biliyoruz. Öteki kadını da biliyoruz biraz; ama gittiği yerde içindekini ne kadar sakladığını bilmiyoruz; bilsek de söylemeyiz zaten; ayıp.                                                              

II

Otuz yıl önceki aşkın iki çocuğu oluyor. Öyle aitler ki o aşka, onlar da aşık oluyorlar, birbirlerini gördüklerinde - daha onyediyken. Sonra pek bir şey olmuyor ama. Mesafeler var; şehirler, ülkeler var. Birbirlerini bulup yaşıyorlar kendilerince ara sıra. Bildik buluşmalar, yakınlaşmalar, uzaklaşmalar var. Kim bilir, arada kaç aşk uğruyor ikisine de. Neyse, uzatmayalım. Olmuyor.

III

Son haftalarda gönlün hakikatte bir olduğuna inandım; en kısa zamanda malum ülkeye gitmek, otuz yıl önce babamın kaldığı yerden devam etmek üzere para biriktirmeye başladım. Aşk vardı, para vardı, iş vardı ve o arada bir şeyler oldu -neydi acaba? Kaçırdım sanırım ne olduğunu; ve sonra, tam da aşk varmış gibi inandıktan sonra en iyi arkadaşımın “kadınlarıyla” yattım. Utanmadım, utanmam. Arz ederim, ahlâksızım.

IV

Aşk olmayabilir; doggy var.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Kadınlar doğar, büyür ve ölürler.

"Lydia Vance'i ilk kez nerede gördüğümden emin değilim. 6 yıl kadar önceydi, postanedeki memuriyetimden istifa etmiş, yazar olmaya çalışıyordum"... [Sonrasını biliyorsunuz].

26 Eylül 2012 Çarşamba

Örgütlenmiş Abazalık Versus Post-Modernite




1- Apartman görevlisi Zeki’nin her sabah penceremin önüne dayanıp motosikletini temizlemek bahanesiyle perdenin altından yatağımı dikizlemesinden sıkıldım. Önceleri libidinal bir itkiyle bunu yaptığını düşünüyordum ama artık polise bilgi vermek için bizi takip ettiğinden şüpheleniyorum. Neyse ki Gregor Samsa yüreğime su serpti: “Boşver birader, onun konuştuklarından zaten bir şey anlaşılmıyor. Konuşsa da kimse bir şey anlamaz”.

2- Doğrusorularısoramayanadam’a mesaj atarak sorduğum soruya aldığım yanıt beni erekte edebiliyorsa bir toplanıp konuşsak fena olmaz biraderlerim!

3-  Benden duymuş olmayın: 2. katın madde bağımlıları ile zemin katın sex bağımlıları, “bari 1. katta da bir kumarhane açalım” diye konuşuyorlardı.

4-  Küçük Mumya’nın üniversitedeki ilk gününün akşamı bana “bence sizin polislerle ilgili politikalarınız yanlış” diyerek çıkışması asabımı bozdu: “Orta Bahçe’ye adım atar atmaz başımıza teorisyen kesildi pezevenk”. Yılanın başını küçükken ezelim arkadaşlar. Küçük Mumya anarşist olmasın!

5- Ertu’nun yeni hastalığına teşhis konuldu: Dissosyatif kimlik bozukluğu. Herkes Cahit’ten veryansın ederken artık bir de nur topu gibi Faruk’umuz var. Üstelik bıyıklı. İlk vukuatının mağduru bendim. Hepimize kolay gelsin derim.

6-    Martin Eden’e yapılan “abazanca” baskıyı kınıyorum! Herkes kendi tarihini irdelesin biraderlerim.

7-  Sanırım bu apartman sakinlerinin en önemli özelliği; birbirlerini her konuda -ama “her konuda”- kollamaları. Organize “işler”…

31 Temmuz 2012 Salı

uyan ey apartman sakini, saki mi?
kim doldurdu kadehleri dökülesi,
karışma şimdi içsesten gelecek vicdan sakini, saki mi?
uyan ey saki, uyan bir böcek geziniyor buralarda, aralarda.
uyutmaz isek saki-n-leri, rüya hep rüya olarak vicdanlaşacak,
gece olmayacak gündüz olacak
sevişirken kadınlar s-a-k-inleşmeyecekleri
bir gündüz vaktine uyuyacaklar.
uyurken öpmeyecek kimse erkekleri,
erkek deme feministler kızacak,
sus ey vicdan sakini, saki mi?
öyle mi?
uyaksız ve kuyusuz bir kalptir: insan.
büyük harfle başlamak gerekmiyor artık ve tanımından sonra
geliyor iki nokta.
saki'ye okka.
sakın anlaşılmasın ki dışsesten gelenler,
sakin sakin yudumlansın,
ne erkek ne kadın
demlendikçe bilsin.
'ne' anlamı verdi.
geliyor bir okka dışsesten,
gelemez dedi içses, biliyor ki cumhuriyet!
kaldırırıldı belki ölçüses
ancak bitmedi, vicdanlaşacak bir şeyler kaldı elbet.
haydi o zaman, ünleyivergari saki!
doldurdukça boşalacak.
boşaldıkça dolduracak bir saki
bulunacak mı?
içsesin dışsese kondurduğu öpücükten isyan!